Web Sitede

Ne Mutlu Türk'üm Diyene
UniBozkurt

M.Kemal Atatürk     Basbuğ A.Türkeş     S.Ahmed Arvasî'nin Makaleleri    Atsiz Ata'nin Makaleleri


ÇUL

"Şu çul kadar ömrümüz yok!” derdi komşusuna divanının örtüsünü göstererek...

Bir iç çekip bahçeye dalan gözlerindeki saklı özlemler dalga dalga yayılırdı ortancalarla dolu bahçeye...

Tıngır mıngır inilen, Üsküdar kokulu, taş duvarlı, martı sesli, birazda vapur düdüklü bahçe...

Zil yoktu o dönemlerde...

Pardon, vardı.

Fakat ipli kocaman zillerden. “Çann çunn çann!” Ahşap kapılı bahçeler koca zillerle çınlardı. Yoktu öyle otomatik, motomatik.

Kapı dışına sarkmış ipi çekip bırakırdın; “çıngır, mıngır”... çulun ömründen ibret alıp ahlayan el uzanırdı camın kenarında ki başka bir ipe... İşte; “hoş geldiniz...” Açılırdı kapı; “çıngır ve de mıngır...”

Çeşmeli bahçeler... İncir ağaçlı, dut ağaçlı... Rutubet kokusunun efsunladığı kömürlükler... Sümüklü böceklerin izleri basamaklarda imza gibi...

Çıngırdayıp, mıngırdayan bir zaman varmış işte. Şimdilerde masal gibi anlatılıp, dinlenilen.

Eskiden şöyleydi, eskiden böyleydi...

Soba kurulur, soba kaldırılır. Her kuruş kaldırış bir macera, bir hayât telâşesi ev sahibinin kendi çapında. İs kokan sabahlara “günaydın...”

Çıngır ve de mıngır” Yoğurtçu, sütçü, kapı zili...

Günaydın incir kokulu, tırtıllı bahçelerin olduğu sokaklara...

Kır kömürü, odun getir, su taşı. Evimin tadı, tuzu, balık kokulu mermer tezgâhlı minik mutfağı...

Uzun kapılar, taş duvarlar, selâmlar, sabahlar. O zamanlar da daha bir garip öterdi koca koca martılar...

Yoktu içi oyuncaklı sürpriz yumurtalar... Çocukların ellerinde olsa olsa birer leblebi tozu ve horozlu şeker... Bir de olmazsa olmaz telli arabalar, plastik kılıçlar!

Ser dut ağacının altına bezi palayı, silkele dalı budağı konu komşu nasiplenedursun...

Kur kızılcık ağacının altındaki tahta masaya akşam sofrasını, sabah kahvaltısını! Bırak üşüşsün sinekler, arılar reçelle bala...

Vız... vız... vız...

Gün olur kovaladığın arıları anar da ararsın... Elleşme nasiplerini alıp gitsinler... Yan derdine! Hani o masa nerede? Ah hacı anne, hacı dede! Dalları kırılan o hurma ağacı nerede? Ya dedemin yaptığı bakır cezveler... Bak cebinden düşmüş sayfa sayfa takvimler... Oku, oku nereye kadar.

Bak açarım ağzımı yumarım gözümü! Kaynatırım bir fincanlık acı kahveyi. İçerim gözümü yumup gül kokulu bahçede sarı yaldızlı fincanda... Tadı ölmüşlerin ruhuna!..

“Kız Şâhine ne edeceğiz öldüğümüzde!”

Ahiret telâşı yaşlı gözlere işlendiği o yıllarda, aylarda, günlerde, haftalarda, saatlerde...

Taş duvarların taşlarının sayıldığı anlarda...

Bir, iki, üç!..

Kıyıda köşede boynunu bükmüş üç beş ot...

Göz mü görür sizi şimdi... Hacı annem düşmüş bak derdi ne; “Şâhine şu çul kadar ömrümüz yok! Gittik gidiyoruz Şâhine... Yetiş!”

Komşu komşunun külüne...

Güzel bir şey söyle... Cennet de, al de, gül de...

Çek tespihi ihtiyar nine... Emanet ha bu gün ha yarın sahibine...

Sahibine...

O tesbihe neler işlenmiştir kim bilir? Özlemler, hayâler... Gözyaşları da var mıydı acaba? Olmaz mı ya? O’nunla baş başa kalmalarına şahid minik boncuklar...

Çıt... çıt... çıt...

Beş vakte sığmayan çıt çıt’lar...

O günlerin mahcup ve mahzun insanları... İki göz evceğizlerde tek lüksün; huzurla yoğrulmuş tereyağlı somun olduğu günlerin insancağızları...

O günleri özlüyor insanlar... Taş duvarlı konaklar. Kimi köşk, kimi evceğiz. Herkesin evceğizi kendine köşk... Her köşkte dumanlı akşamlar, is kokulu sabahlar... Yanında ekmek kokusu bedava!

O zamanlara geri dönmek isteyen olmasın. Her zaman güzeldi. Bu zamanda. Zamanları küstürmenin âlemi de ne? Hem bu günün tek tesellisi çamaşır ve bulaşık makinesi. Ya olmasalardı?

Bu gün dünü özledik. Yarın bu günü özleyeceğiz kim bilir?

“Kız Şahine!” diyecek ihtiyâr bir ses, ve devam edecek en içli hâliyle: “Şu çul kadar ömrümüz yok” derken göğe bakacak belki de Allah’tan “birazcık daha ömür" istercesine ve ardından alına yazılan yazıya eyvallah edilecek... Kınalı eller yüze sürülecek “amin” denilecek...

Son yolculuk; dört kolluyla, dut ağacının altından öte aleme... Şâhine’ler, hacıanne’ler toprak olalı nice olmuş... Bak çullar halâ duruyor...

Sahi, şu üzerimizde ki çul kadar ömrümüz var mı acaba?

www.betulasik.com


tarihinde eklenmiş,2036 defa okunmuştur.

Yorum eklemek için güvenlik kodunu girmelisiniz

Not: Yorumunuz yönetici tarafından onaylandıktan sonra eklenecektir.
Yorumlar (1)
bozkurtlar ölmez vatan bölünmez sizin gibi ülkücüler olunca bölücüler bu vatanı bölemez

Gönderen:muhammedözdemir 2009-04-02 22:48:15


Yazarın Diğer Yazıları

Sessiz Katliamlar
Duacı (Düşün...)
SEVGİLİ...
Mehmetçiğin Ruhu
Huzur
İnsan İnsanın ...
Türkan Saylan Ve Benzerleri
"Dinci"den Milliyetçi Olmaz ! (Mı?)
DUACI(Kuşçu)
Darbe
Kaldığımız Yerden Devam
DUACI-12 MÂNÂ’YA EREBİLMEK…
Güneş Doğarken...
DUACI-13
Bir Pkk'lı Meclise Girmiş Ne Gam!
Sıkmamak Lazım! Gevşetmek Lazım!
Duacı-14
Ramazan Sebebi İle Gerginiz!
DUACI- 15
Ölümle Dost Olunur mu?
DUACI-16
Başörtülü mü? PKK'lı mı? Tercih sizin...
DUACI-17
Bilmem
Bu Gelen Şeriatın Ayak Sesleri! (Mi?)
Hocalı Katliamı ve Diğerleri!
Neden Ben Diye Sormayın!
Kadınlar Gününü Kutlamıyorum!
Az Kaldı!
GULYABANİ
GİTMEK
DUACI-18
SPA!
REGAİB GECESİ
Hayat Anılardan İbaret
Ramazan'ı Karşılarken
Kıt Akıllı Olmayı Dilemek
Mutluluğu Koklayanlar...
DUACI-19